Bugün Ahmet Kaya’nın doğum günü.
20 yıl kadar önceydi.
Bu günlerde yaşandığı
gibi, toplum milliyetçi bir histeriye teslim olmuş durumdaydı.
Ahmet Kaya, Magazin
Gazetecileri Derneği’nin ödül töreninde, ‘Kürtçe bir şarkı yapacağım, eğer yayımlamazlarsa da...’ diye ironik bir ifade kullanmıştı.
O törende dönemin magazin simaları/niteliksiz popçuları galeyena
gelip Ahmet Kaya’ya saldırmıştı, sonra bu saldırgan
zevata kifayetsiz medya kalemşorları eklenmiş ve nihayet sanatçı gözaltına
alınmış, tutuklanmış, salıverilmiş ve ardından, lobutlu kalabalıkların
festivali devam ettiği için, yurt dışına çıkmak durumunda kalmıştı.
Yurt dışında, memleket hasreti çekerek, henüz 43 yaşında, hayatını kaybetmişti.
***
Ahmet Kaya’yı ilk defa Salihli Lisesi’nde (sanırım lise
ikinci sınıfta) öğrenciyken dinlemiştim.
Bir arkadaş “Sevgi Duvarı” kasetini getirmişti.
Tatlı bir dinginlikle söylüyordu adam.
Kalem pil takılan kalitesiz bir walkmenim vardı.
Pil parası buldukça müzik dinlediğim.
Pili azalınca tuşlarına yarım basıp bir süre daha
dinleyebildiğim.
Bazen düğmeleri fırlayıp giden…
Sonra “Başım Belada” kasetini almıştım.
Her şarkısını ezberlediğim, tezgahtar Nebahat’a kızıp Suphi’ye
üzüldüğüm…
Daha sonra“Dokunma Yanarsın” albümü çıkmıştı.
Ovadan, tütün tarlası yorgunluğunda gece yarısı çıkıp (ovada
elektrik olmadığı için)
5 kilometre yürüyerek
köye gidip Sanyo teypten dinlediğim.
Rock tınılarına bayıldığım.
(Geriye bakıp düşündüğümde rock müziğin bende çok önceden
yer ettiğini anlıyorum. Köyde TRT FM’de (bakın nasıl bir TRT vardı o zamanlar) Metallica’nın “Unforgiven” parçası
çalındığında aklım başımdan gitmişti. Sonra ki yıllarda Metallica’nın tüm
albümlerini kasete kopyalatmış ve defalarca dinlemiştim).
***
Mülkiyeli yıllarım başlamıştı.
Büyük kentte taşra arka planımın sosyal tutunum alanında yarattığı
güçlüklerle mücadele ediyordum.
Bu uğraşın maliyetleri ağırdı!
Bu uğraşın maliyetleri ağırdı!
Ahmet Kaya vardı yanı başımda ama gittikçe uzaklaşıyordu.
Zira daha steril bir yaşamın siyasal öznesi olmaya soyunmuştum.
Ahmet Kaya ise giderek popüler kültürün bir parçası haline
geliyordu.
Bir tür arabeskti yaptığı!
'Düzene' terk etmeye hazırlandığım bir figür haline gelmişti.
Yine de bir Ahmet Kaya konserinde olmak güzel bir şey olabilirdi!
Söğütözü’nde bugün ki TOBB Üniversitesi kampüsünün yerinde Yükseliş
Koleji vardı.
Kolejin de 10-15 bin kapasiteli bir gösteri salonu…
Ahmet Kaya sisler arasından haki yeşil elbisesi ve asker
botları ile sahneye fırlamıştı.
Öyle ufak tefek biri değildi; boylu boslu iri bir
adamdı.
Etraf, bir protest için, ‘garip’ insanlarla doluydu.
Arkamda ki çocuk, ‘ben aslında Müslüm severim, sırf sevgilim
istedi diye geldim’ diyordu!
Yıllar sonra Atatürk Spor Salonu’nda, Grup Kızılırmak
ve diğer protest sanatçılarla beraber sahne alacaktı.
Etkinliğin assolisti konumundaydı.
En son çıkacaktı yani.
Grup Kızılırmak’ı dinledikten sonra, geniş beyaz gömleği
ve hafif sakalı ile Pavorotti’yi andıran bu 'dejenere' adamın yanından geçip mekanı terk
etmiştik!
***
Kimdi Ahmet Kaya?
Müzik alanında olabildiğine yaratıcı ve üretken bir
sanatçıydı.
Her albümü bir tür denemeydi; türkü (Ağlama Bebek), arabesk (Beni Vur) rock (Dokunma Yanarsın) jaz (Tedirgin),
klasik musiki (Dosta Düşmana Karşı)…
Siyasal olarak bir angajmanı yoktu; bir siyasal hareketi,
örgütü, iddiası...
Sol popülist bir figürdü; öyle derinlemesine siyaset falan bilmezdi.
Yaşamının son demlerinde Kürt siyasetiyle ilişkili
değerlendirilmişti.
Ama onlarla da pek ilgili değildi.
Bende emeğin çok.
Doğum günün kutlu olsun gözüm!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder